9 Ocak 2018 Salı

AYDAN SİYAVUŞ

Ortaokuldayken ilk defa aşık oldum. Aklım gitti. Olayı tam kavrayamadım.
Döneminin güncel geyiği olan "sağlıklı yaşam için" birlikte gece koşulları, arasıra tavla oynama, okul çıkış heyecan dolu kısa süreli yürüyüşler dışında bir aşama kaydedememenin yanı sıra, aşık olduğum kişi İlhan Selçuk'la Ahmet Selçuk llkan'ı karıştıran bir kişiydi.

O dönem ilgimi çeken ikinci dişi bir roman kahramanıydı: Simmel'in Hepimiz Kardeş Olacağız kitabındaki Lilian! Belki de romanın erkek kahramanını ve de onun kardeşini çok etkilediği için ben de etkilenmiştim. Ayrıca Lilian'la, aşık olduğum kızdaki isim benzerliği de çok tuhaftı!

Hep aynı bakkaldan, hep aynı zamanda, cumartesi sabahları Gırgır dergisi alırdım. Dergiyi okuya okuya dönerdim eve. Babamdan Cumhuriyet okuma alışkanlığı o dönemlerde geçti bana. Bir de haftalık Nokta dergisine sardırdım.

İskenderun'daydık; havası her zaman nemli, yılda bir kez esen ve "çocuk uçurduğu" rivayet edilen "Yarıkkaya fırtınası" meşhur, akşam güneşi delirtici güzellikte olan iskenderun'da. Orası, ö zamana kadar tayinlerle geçmiş göçebe ömrümün en çok yaşadığım yeriydi. İskenderunspor'un renkleri turuncu-maviydi!

Yetmişlerde bitmiş çocukluğun yerini, düpedüz "ilk gençlik" almıştı. Alıp başını
yüzmeler, üstüste maç etmeler, Sezen Aksu'dan "Sen Ağlama", Yeni Türkü'den
"Telli Turna!"

İlk defa Nâzım Hikmet, ilk defa Deniz Gezmiş, ilk defa Yaşar Kemal, ikinci defa Orhan Veli! Ve "Çizgilerle Karl Marx!"

Ve "Atillâ ilhan'dan bıçak gibi çekilmiş sayısız mısra!"

Sinemalarda "ağlatan film" Şampiyon, Gramer Cramer'e Karşı, Fahriye Abla!
Televizyonda "Godfather" Marlon Brando ve de Niro, "Köşedönücü" Ferhan Şensoy, "irlandalı Kız"da ve "Savaş Rüzgârlarında Robert Mitchum, "Bisiklet Hırsızlan" ve TRT'de bobinleri karıştırılmış "Love Story!"

Bütün bunların dışında, "gerçek sevgilim" basketboldü. Belki de futboldan daha iyi becerdiğim için; turnikeli, "adam adama" savunmalı, smaçlı, "steps"li oyunun hastası oldum. Fakat asıl neden (binlerce yaşıtımda olduğu gibi) önce "Koç Rus"
yönetiminde çalışan Kuliç, Salamis, Gonza-les ve arkadaşlarından müteşekkil
"Beyaz Gölge", sonra da rahmetli Aydan Siyavuş yönetiminde Efe, Erman, Aytek ve arkadaşlarının oluşturduğu "Çalenç Kupası"nı kazanan milli takımdı.
Kudurmuşçasına oynardık. 

O külçe gibi, simsiyah "sağlık toplarından" sonra siyah çizgili turuncu basketbol topu tenis topu kadar hafiflerdi. "Orijinal Konversler" hayal ederdik. "Voit" marka toplan olmadığı için "Vahit" adındaki taklidiyle idare edenler vardı! Beden Eğitimi öğretmeni Rıfat Hoca, birden Koç'a dönüşürdü, bizim lisenin çocukları Feli-çita ritmiyle "Rıfat Hoca!.. Rıfat Hoca!.."
diye bağırırlardı.

Basketbolda bambaşka bir haz, apayrı bir tat vardı. Hırsla oyunu karıştırıp tişörtlerimiz terden vücuda yapışana kadar oynuyorduk... (Zaten biraz da o yüzden üşütüp hastalanıp direkten döndüm.)

İlk aşkım evlendi çok oldu! Artık Simmel okumuyorum.

Gırgır dokuz yıl önce hiç edildi. Uğur Mumcu'yu alçakça katlettiler. NoktcCmn da adı ve ciltleri kaldı yadigâr! 12 yıldır İskenderun'u görmedim. Yaş otuza geldi.
İlk gençliğim çoktan bitti.

Aydan Siyavuş öldü. Meğer ne çok severmişim, elinde hep su şişesiyle kenardan takımını yönelen Koç'u. Bir zamanın bittiğini o ölünce anladım. Onca yıl, "üç
saniye kori-dorundaki" üç saniyeden daha hızlı geçti.

Hayat mola almadan "feyk atmaya" devam ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder