Ortaokuldayken ilk defa aşık oldum. Aklım gitti. Olayı tam
kavrayamadım.
Döneminin güncel geyiği olan "sağlıklı yaşam için" birlikte gece
koşulları, arasıra tavla oynama, okul çıkış heyecan dolu kısa süreli yürüyüşler
dışında bir aşama kaydedememenin yanı sıra, aşık olduğum kişi İlhan Selçuk'la
Ahmet Selçuk llkan'ı karıştıran bir kişiydi.
O dönem ilgimi çeken ikinci dişi bir roman kahramanıydı:
Simmel'in Hepimiz Kardeş Olacağız kitabındaki Lilian! Belki de romanın erkek
kahramanını ve de onun kardeşini çok etkilediği için ben de etkilenmiştim.
Ayrıca Lilian'la, aşık olduğum kızdaki isim benzerliği de çok
tuhaftı!
Hep aynı bakkaldan, hep aynı zamanda, cumartesi sabahları Gırgır
dergisi alırdım. Dergiyi okuya okuya dönerdim eve. Babamdan Cumhuriyet okuma
alışkanlığı o dönemlerde geçti bana. Bir de haftalık Nokta dergisine
sardırdım.
İskenderun'daydık; havası her zaman nemli, yılda bir kez esen ve
"çocuk uçurduğu" rivayet edilen "Yarıkkaya fırtınası" meşhur, akşam güneşi
delirtici güzellikte olan iskenderun'da. Orası, ö zamana kadar tayinlerle geçmiş
göçebe ömrümün en çok yaşadığım yeriydi. İskenderunspor'un renkleri
turuncu-maviydi!
Yetmişlerde bitmiş çocukluğun yerini, düpedüz "ilk gençlik"
almıştı. Alıp başını
yüzmeler, üstüste maç etmeler, Sezen Aksu'dan "Sen Ağlama", Yeni
Türkü'den
"Telli Turna!"
İlk defa Nâzım Hikmet, ilk defa Deniz Gezmiş, ilk defa Yaşar
Kemal, ikinci defa Orhan Veli! Ve "Çizgilerle Karl Marx!"
Ve "Atillâ ilhan'dan bıçak gibi çekilmiş sayısız
mısra!"
Sinemalarda "ağlatan film" Şampiyon, Gramer Cramer'e Karşı,
Fahriye Abla!
Televizyonda "Godfather" Marlon Brando ve de Niro, "Köşedönücü"
Ferhan Şensoy, "irlandalı Kız"da ve "Savaş Rüzgârlarında Robert Mitchum,
"Bisiklet Hırsızlan" ve TRT'de bobinleri karıştırılmış "Love Story!"
Bütün bunların dışında, "gerçek sevgilim" basketboldü. Belki de
futboldan daha iyi becerdiğim için; turnikeli, "adam adama" savunmalı, smaçlı,
"steps"li oyunun hastası oldum. Fakat asıl neden (binlerce yaşıtımda olduğu
gibi) önce "Koç Rus"
yönetiminde çalışan Kuliç, Salamis, Gonza-les ve arkadaşlarından
müteşekkil
"Beyaz Gölge", sonra da rahmetli Aydan Siyavuş yönetiminde Efe,
Erman, Aytek ve arkadaşlarının oluşturduğu "Çalenç Kupası"nı kazanan milli
takımdı.
Kudurmuşçasına oynardık.
O külçe gibi, simsiyah "sağlık
toplarından" sonra siyah çizgili turuncu basketbol topu tenis topu kadar
hafiflerdi. "Orijinal Konversler" hayal ederdik. "Voit" marka toplan olmadığı
için "Vahit" adındaki taklidiyle idare edenler vardı! Beden Eğitimi öğretmeni
Rıfat Hoca, birden Koç'a dönüşürdü, bizim lisenin çocukları Feli-çita ritmiyle
"Rıfat Hoca!.. Rıfat Hoca!.."
diye bağırırlardı.
Basketbolda bambaşka bir haz, apayrı bir tat vardı. Hırsla oyunu
karıştırıp tişörtlerimiz terden vücuda yapışana kadar oynuyorduk... (Zaten biraz
da o yüzden üşütüp hastalanıp direkten döndüm.)
İlk aşkım evlendi çok oldu! Artık Simmel okumuyorum.
Gırgır dokuz yıl önce hiç edildi. Uğur Mumcu'yu alçakça
katlettiler. NoktcCmn da adı ve ciltleri kaldı yadigâr! 12 yıldır İskenderun'u
görmedim. Yaş otuza geldi.
İlk gençliğim çoktan bitti.
Aydan Siyavuş öldü. Meğer ne çok severmişim, elinde hep su
şişesiyle kenardan takımını yönelen Koç'u. Bir zamanın bittiğini o ölünce
anladım. Onca yıl, "üç
saniye kori-dorundaki" üç saniyeden daha hızlı geçti.
Hayat mola almadan "feyk atmaya" devam ediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder