Biz Türklerin vazgeçemediği çay nasıl bulundu? Yaşamımıza ve kültürümüze nasıl girdi? Zevkle içerken hiç düşünmediğimiz bu sorulara yanıt bulabilmek için tarihte kısa bir yolculuk yapmak gerekecek.
M.Ö.5 yüzyılda, Hintlilerin Bodhidharma, Çinlilerin Damo ve Japonların Daruma diye adlandırdıkları bir Budist üstat yaşamaktaydı. Bodhidharma, takipçisi olduğu Buddha’nın yolunda, ermişliğe ulaşmak için Hindistanın kuzey batısında 9 yıl boyunca ulu dağlarda meditasyon yapmak ve dünyadan el etek çekerek dua ile meşgul olmak için yemin etti. Üç yıl boyunca yılmadan sert bir biçimde dini uygulamasına devam etti. Fakat bir ilkbahar günü meditasyonda iken uykusuna yenik düştü ve uykuya daldı. Uyandığında yeminini bozmasına öfkelenerek “bir daha kapanamayacaksınız” diyerek göz kapaklarını kesti ve ulu bir çınarın altına attı. Bir sonraki gün göz kapaklarının bulundukları yerden koyu yeşil iki yapraklı bir bitkinin yükseldiğini gördü.
Bu mitolojik anlatım içinde, çayın bulunduğu t’e dağı, Çin’in iki ana lehçesinde t’e ve Ç’a diye okunur. O nedenle çay, dünya dillerinde bu iki kelimeden birinin söylenişine bağlanır. Tabi çay denilince akla Çin gelir. Çinliler de bu içeceğin imparator Shen-Nung tarafından bulunduğunu söyler ve şöyle anlatırlar bunu: ” Tıpla çok ilgili olan İmparator, bir gün sarayının bahçesinde oturmuş sıcak su içiyordu. Rüzgâr iki yeşil yaprağı getirip onun fincanının içine koydu. Etrafa hoş bir koku yayıldı. Sıcak suya tatlı bir burukluk geldi. İmparator, yaprakları yetiştiren bitkinin bulunmasını ve her yere dikilmesini buyurdu.”
Bu içecek, 780 yılında Budist bir rahip olan Dengyo Daisni tarafından Japonya’ya götürüldü. Japon imparatoru Saga, 815 yılında çay ziraatini başlatan fermanını yayınladı. Bu noktadan sonra Çay, Japon kültürünün ayrılmaz bir parçası oldu. Çayın isim olarak batı ile tanışması Venedikli tüccar Giambattista Ramusio tarafından 1559 yılında yayınladığı seyahatname ile oldu. Fakat çayı batılıların sofrasına getiren İngiliz Doğu Şirketidir. İlk çay sevkiyatı 1610′da oldu. Bir gazino sahibi olan İngiliz Thomas Garroway, ilk kez müşterilerine çay servisi yapmıştır. Ama bu masum içecek İngiltere’de ilk başta çalkantılara yol açmıştır. Dönemin ünlü protestan vaizi John Wesley, doğudan gelen bu yeni içeceğe kuşkulu yaklaşmış, insana fiziken ve ruhen zararlı olabileceğinden Hristiyanlara boykot çağrısında bulunmuştu. İngiliz parlamentosunda ise Lordlar kamarasının üyelerinden Lord Forbes, çayın yalnızca soylular tarafından içilmesi gerektiğini, soyluların ve zenginlerin Tanrı tarafından kutsandığını, yoksulların çay içmesinin yasaklanmasını içeren bir kanun teklifi bile hazırlamıştır.
Fakat ne denilirse denilsin, çay kültürü hızla gelişmiş ve 1860 yılından itibaren İngiltere’de “beş çayı” bir moda haline gelmiştir. İngiltere 1778′de Boston limanına gelen çay yüklü İngiliz gemileri Kızılderili kılığındaki bağımsızlık yanlısı Amerikalılar tarafından baskına uğramış ve çay balyaları denize dökülmüştür. Amerika tarihinde “Boston Tea Party-Boston çay partisi” adı verilen bu olay, Amerikan kolonilerinin İngiltere’ye başkaldırma hareketinin ilk adımı olmuştur.
Türkler, Anadolu’ya gelmeden öncede çayı bilmelerine karşın; çayın Türkiye’ye gelmesi ancak birkaç yüz yıl önceye dayanmaktadır. Çay içiminin Anadolu’da yaygınlaşması 19. yüzyıldan itibaren olmuştur. Türklerde çayın yaygınlaşmasına ilişkin şöyle bir hikâye anlatılır:
Hoca Ahmet Yesevi bir gün Hıtay sınırında Türkistan karyelerinden birine misafir olur. O gün hava çok sıcak olduğu için çok yorulmuştur. Evine misafir olduğu Türkmenin komşusunun zevcesi doğum yapmak üzeredir. Türkmen, Hoca Ahmet Yesevi’den dua ister, Ahmet Yesevi de dua eder. Allah’ın izniyle Türkmensin isteği hemen olur. Türkmen bu duruma çok memnun olur. O yörenin önemli bir ikramı olan çay kaynatıp getirir. Hoca Ahmet Yesevi çayı sıcak sıcak içince terler ve yorgunluğu gider. Sonra, “Bu şifalı bir şey imiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar. Allah kıyamete kadar buna revaç versin” diye dua etmiştir. İşte çay bundan sonra bütün Türkler arasında kullanılmaya başlamış ve şifa verici bir içecek olmuştur.
Halk kültürü ve etnografyasında çay önemli bir yer tutar. Çay bugün sosyal hayatımızda yerini dolduramayacak derecede sağlamlaştırmış, onun etrafında oluşan kültürüyle birlikte yaşamaktadır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder